Duyusal Hassasiyet Nedir?

Duyusal hassasiyet, aslında beynin çevreden gelen bilgileri (ses, ışık, dokunma, koku gibi) biraz daha yoğun ya da farklı işlemesi durumudur. Yani çocuk sizin için normal olan bir sesi çok yüksek algılayabilir ya da sıradan bir dokunuş onun için rahatsız edici olabilir.

Burada önemli nokta şu: Bu bir “şımarıklık” ya da “inat” değildir. Çocuk gerçekten zorlanıyordur. Örneğin kalabalık bir ortam, yüksek bir zil sesi ya da kıyafetin etiketi onun için dayanılması zor bir deneyim haline gelebilir.

Bu yüzden duyusal hassasiyeti olan çocukları anlamanın en iyi yolu empati kurmaktır. Bizim için normal olan bir dünya, onlar için bazen oldukça yoğun ve yorucu olabilir.

Duyusal Hassasiyet Belirtileri

Duyusal hassasiyet her çocukta farklı şekillerde ortaya çıkabilir. En sık karşılaştığımız belirtiler:

• Yüksek seslerde kulaklarını kapatma
• Kalabalık ortamlarda huzursuzluk ya da ağlama
• Kıyafet etiketlerinden, dikişlerden rahatsız olma
• Saç kestirme, tırnak kesme gibi durumlara aşırı tepki verme
• Belirli yiyeceklerin dokusunu reddetme (pütürlü, yumuşak vs.)
• Kirlenmekten kaçınma (kum, boya, çamur gibi aktivitelerden uzak durma)
• Bazı kokulara karşı aşırı hassasiyet
• Sarılmaktan ya da dokunulmaktan kaçınma

Bu belirtiler tek başına değil, bir arada ve sürekli görülüyorsa değerlendirmek daha sağlıklı olur.

3-5 Yaş Arası Çocuklarda Duyusal Hassasiyet Nasıl Anlaşılır?

Bu yaş grubunda belirtiler genelde oyun ve günlük rutinlerde ortaya çıkar. Çocuk kirlenmek istemeyebilir, parmak boyası ya da oyun hamurundan kaçınabilir. Yaşıtlarıyla oyun kurmakta zorlanabilir ya da kalabalık ortamlarda geri çekilebilir. Yemek seçiciliği de bu dönemde sık görülür. Sadece belirli dokulardaki yiyecekleri tercih edebilir.

Ayrıca saç yıkama, banyo gibi rutinler zorlayıcı hale gelebilir. Eğer bu davranışlar yoğun ve sürekliyse, “geçer” diye beklemek yerine bir değerlendirme almak süreci çok daha rahatlatır.

Çocuklarda Duyusal Hassasiyet Nasıl Giderilir?

Öncelikle şunu net söylemek gerekir: Bu bir hastalık değildir. Doğru destekle yönetilebilen bir durumdur. En önemli nokta erken fark etmek ve çocuğu zorlamadan ilerlemektir. “Alışsın” diye üzerine gitmek genelde ters etki yaratır. Doğru yaklaşımla, çocuğun duyusal toleransı zamanla artar.

Günlük yaşamı daha rahat hale gelir ve krizler azalır. Bu süreçte profesyonel destek almak işi oldukça kolaylaştırır.

Duyu Bütünleme Terapisi

Duyu bütünleme terapisi, ergoterapistler tarafından uygulanan ve çocuğun duyusal bilgileri daha dengeli işlemesini hedefleyen bir yaklaşımdır. Seanslar genelde oyun temellidir. Ama bu oyunlar rastgele değildir. Çocuğun ihtiyaçlarına göre planlanır. Amaç; çocuğun duyusal uyaranlara verdiği tepkileri düzenlemek ve günlük hayatta daha rahat uyum sağlamasını desteklemektir.

Çevresel Düzenlemeler

Ev ve okul ortamında yapılacak küçük değişiklikler büyük fark yaratabilir.

• Daha yumuşak ve loş ışık kullanmak
• Gürültüyü azaltmak
• Etiketsiz ve rahat kıyafetler tercih etmek
• Çocuğun kendini güvende hissedeceği bir alan oluşturmak

Bu tarz düzenlemeler çocuğun stresini ciddi şekilde azaltır.

Ailenin ve Eğitimcinin Eğitimi

Terapi sadece seansla sınırlı değildir. Asıl değişim günlük hayatta olur. Anne-babanın ve öğretmenin bu durumu anlaması, çocuğa nasıl yaklaşacağını bilmesi çok önemlidir. Çünkü yanlış bir yaklaşım çocuğu daha da zorlayabilir. Doğru bilgi ve doğru yaklaşım, sürecin en güçlü parçasıdır.

Bireysel Müdahaleler

Çocuğa kendi kendini sakinleştirebileceği yöntemler öğretilir.

• Nefes egzersizleri
• Duyusal molalar
• Sakinleşme köşesi oluşturma

Bu tarz yöntemler çocuğun kriz anlarını daha kolay yönetmesini sağlar.

Destekleyici Araç ve Cihazlar

Günlük yaşamı kolaylaştıran bazı destekler de kullanılabilir:

• Gürültü önleyici kulaklıklar
• Ağırlıklı battaniyeler
• Çiğneme kolyeleri
• Duyusal minderler

Bunlar doğru kullanıldığında çocuğun regülasyonunu destekler.

Duyusal Kaçınma Nedir?

Duyusal kaçınma, kişinin çevresinden veya kendi bedeninden gelen bazı duyusal uyaranları yoğun, rahatsız edici ya da baş edilmesi zor bulması nedeniyle bu uyaranlardan uzaklaşmaya çalışmasıdır. Çocuklarda duyusal kaçınma; ses, dokunma, hareket, koku, tat, ışık veya farklı duyusal deneyimlere karşı görülebilir.

Dışarıdan bakıldığında bu davranışlar bazen “istemiyor”, “inat ediyor”, “alışması lazım” veya “naz yapıyor” şeklinde yorumlanabilir. Oysa bazı çocuklar için yetişkinlerin kolaylıkla tolere ettiği bir duyusal deneyim gerçekten zorlayıcı olabilir.

Örneğin bir çocuk;

  • Elektrik süpürgesi, saç kurutma makinesi veya el kurutma makinesi gibi seslerden uzaklaşabilir,
  • Kalabalık ve gürültülü ortamlara girmek istemeyebilir,
  • Etiketli, dikişli veya belirli kumaştaki kıyafetleri reddedebilir,
  • Saçının taranmasından veya kesilmesinden rahatsız olabilir,
  • Ellerinin kirlenmesini istemeyebilir,
  • Salıncak, kaydırak veya ayaklarının yerden kesildiği oyunlardan kaçınabilir,
  • Yoğun kokulu ortamlardan uzaklaşabilir,
  • Belirli kıvamdaki yiyecekleri ağzına almak istemeyebilir.

Burada önemli olan tek bir davranış değil; davranışın ne sıklıkta ortaya çıktığı, ne kadar yoğun olduğu ve çocuğun günlük yaşamını ne ölçüde etkilediğidir.

Örneğin bir çocuğun yüksek bir sesten zaman zaman rahatsız olması oldukça doğal olabilir. Ancak çocuk ses nedeniyle tuvalete giremiyor, okul etkinliklerinden uzaklaşıyor veya günlük yaşamı belirgin şekilde kısıtlanıyorsa durum daha
ayrıntılı değerlendirilmelidir.

Duyusal Kaçınma Hangi Duyularda Görülür

Duyusal kaçınma yalnızca dokunma veya sesle sınırlı değildir. Çocuğun duyusal özelliklerine göre farklı alanlarda karşımıza çıkabilir.

Dokunsal sistemde saç kesimi, tırnak kesimi, yüz yıkama, krem sürme, kum, çamur veya bazı kıyafetler zorlayıcı olabilir.

İşitsel sistemde ani ve yüksek sesler, kalabalık ortamlar, okul zili veya elektrikli cihazların sesi rahatsızlık oluşturabilir.

Vestibüler sistemle ilişkili olarak çocuk sallanma, dönme, tırmanma veya ayaklarının yerden kesildiği hareketlerden kaçınabilir.

Görsel uyaranlarda yoğun ışık, kalabalık görsel ortamlar veya çok hareketli alanlar zorlayıcı olabilir.

Koku ve tatla ilişkili olarak belirli yiyeceklerin kokusu, tadı veya bulunduğu ortamdan uzaklaşma görülebilir.

Bu nedenle duyusal kaçınmayı değerlendirirken yalnızca “çocuk neyi sevmiyor?” sorusuna değil, hangi duyusal özelliğin çocuğu zorladığına bakmak gerekir.

Bir çocuk bir aktiviteden sürekli kaçıyorsa benim için ilk soru “Bunu neden yapmak istemiyor?” olur. Bazen gördüğümüz kaçınma davranışının arkasında dokunma, ses, hareket veya başka bir duyusal deneyimin çocuk için fazla yoğun olması bulunabilir.

Duyusal Hassasiyet ve Duyusal Kaçınma Arasındaki Farklar Nelerdir?

Duyusal hassasiyet ile duyusal kaçınma birbiriyle ilişkili olabilir ancak aynı şeyi ifade etmez. Duyusal hassasiyet, çocuğun belirli duyusal uyaranları diğer kişilere göre daha yoğun veya rahatsız edici deneyimlemesiyle ilişkilidir. Duyusal kaçınma ise çocuğun bu deneyimlerden uzaklaşmak veya onları kontrol etmek için gösterdiği davranışları ifade eder.

Bunu günlük yaşamdan bir örnekle daha anlaşılır hale getirebiliriz. Bir çocuk saç kurutma makinesinin sesini çok yoğun algılıyor ve bu sesten belirgin şekilde rahatsız oluyorsa burada işitsel hassasiyetten söz edilebilir. Çocuk saç kurutma makinesi çalıştırıldığında başka odaya gidiyor, kulaklarını kapatıyor veya cihazın çalıştırılmasına izin vermiyorsa bunlar kaçınma davranışları olarak karşımıza çıkabilir.Benzer şekilde kıyafetin etiketi çocuğu çok rahatsız edebilir. Bu hassasiyet sonucunda çocuk belirli kıyafetleri giymeyi tamamen reddedebilir.

Dolayısıyla;

Hassasiyet, uyaranın çocuk tarafından nasıl deneyimlendiğiyle; kaçınma ise çocuğun bu deneyime nasıl karşılık verdiğiyle ilişkilidir.Ancak her kaçınmanın altında mutlaka duyusal hassasiyet bulunduğunu söylemek de doğru değildir. Çocuk bir aktiviteden korku, önceki olumsuz deneyimler, motor becerilerindeki güçlük, belirsizlik veya farklı nedenlerle de kaçınabilir.Bu nedenle davranışı tek başına değerlendirmek yerine çocuğun duyusal özellikleri, motor becerileri, çevresi ve günlük yaşamdaki katılımı birlikte ele alınmalıdır.

Duyusal Hassasiyetli Çocukların Ailelerine Tavsiyelerim

Çocuğun duyusal hassasiyetlerini anlamaya başladığımızda ailelerin en sık sorduğu sorulardan biri şudur: “Evde ne yapmalıyız?”

İlk olarak çocuğun verdiği tepkileri küçümsememek önemlidir. Bir ses bize normal geliyor diye çocuk için de aynı yoğunlukta olmak zorunda değildir.

Bu nedenle “Bir şey olmaz”, “alış artık”, “herkes yapıyor” veya “korkacak ne var?” şeklindeki yaklaşımlar yerine çocuğun neden zorlandığını anlamaya çalışmak daha işlevseldir.

Çocuğunuzu Gözlemleyin

Hangi durumlarda zorlandığını not etmek oldukça faydalı olabilir. Kendinize şu soruları sorabilirsiniz:

Ne oldu? Hangi uyaran vardı? Çocuğum nasıl tepki verdi? Ortamdan çıktıktan sonra ne kadar sürede düzenlendi?

Bu gözlemler zaman içerisinde belirli örüntüleri fark etmenize yardımcı olabilir.

Çocuğu Bir Anda Yoğun Uyaranla Karşılaştırmayın

Çocuğun hassas olduğu bir uyaranı zorla ve yoğun şekilde sunmak her zaman “alışmasını” sağlamaz. Bazı durumlarda tam tersine kaygıyı ve kaçınmayı artırabilir.

Örneğin saç kesiminden çok rahatsız olan bir çocukta hedef yalnızca “bir şekilde saçını kestirmek” olmamalıdır. Saça dokunulması, tarama, makas sesi, kesilen saçların cilde değmesi veya ortamın kendisi ayrı ayrı zorlayıcı olabilir.

Öncelikle çocuğu neyin zorladığını anlamak gerekir.

Çocuğa Kontrol Hissi Verin

Mümkün olan durumlarda çocuğa küçük seçimler sunabilirsiniz.

  • “Önce saçını mı yıkayalım, yüzünü mü?”
  • “Kırmızı tişörtü mü yeşil tişörtü mü?”

gibi seçenekler çocuğun sürece daha aktif katılmasına yardımcı olabilir.

Günlük Rutinleri Öngörülebilir Hale Getirin

Bazı çocuklar duyusal uyaranın kendisi kadar ne zaman geleceğini bilmemekten de zorlanabilir.

Örneğin saç kesimi, diş fırçalama veya kalabalık bir yere gitmeden önce çocuğu yaşına uygun şekilde hazırlamak faydalı olabilir.

Her Çocuğa Aynı “Duyusal Aktiviteyi” Uygulamayın

İnternette sıkça “duyusal hassasiyeti azaltan aktiviteler” şeklinde öneriler görülebilir. Ancak bir çocuğu düzenleyen aktivite başka bir çocuğu daha fazla uyarabilir.

Bu nedenle duyusal çalışmaların çocuğun bireysel özelliklerine göre planlanması önemlidir.

Ailelere sıklıkla çocuğun her kaçındığı şeyi ortadan kaldırmamalarını, ancak zorlayarak da üzerine gitmemelerini öneririm. Hedef çocuğun hayatını bütün uyaranlardan arındırmak değil; günlük yaşama daha rahat ve güvenli katılabilmesini desteklemektir.

Duyusal Hassasiyeti Bulunan Çocukların Okul Süreci

Okul ortamı duyusal açıdan oldukça yoğun bir ortamdır. Zil sesi, çocukların konuşmaları, floresan ışıkları, sıraların hareket etmesi, kalabalık koridorlar, yemek kokuları, teneffüs, beden eğitimi ve sürekli değişen aktiviteler aynı gün içerisinde birçok farklı duyusal uyaran oluşturabilir.

Bu nedenle duyusal hassasiyeti bulunan çocukların okulda yaşadığı bazı güçlükler yalnızca dikkat veya davranış problemi olarak değerlendirilmemelidir.

Örneğin işitsel hassasiyeti olan bir çocuk sınıf sessizken etkinliğini rahatlıkla tamamlayabilirken sınıftaki konuşmalar arttığında dikkatini sürdürmekte zorlanabilir.

Dokunsal hassasiyeti olan bir çocuk sırada başka bir çocuğun kendisine temas etmesinden rahatsız olabilir.
Hareket konusunda güvensiz olan bir çocuk beden eğitimi dersindeki bazı aktivitelerden uzak durabilir.
Yoğun yemek kokularından rahatsız olan bir çocuk yemekhaneye girmek istemeyebilir.

Okulda Neler Yapılabilir?

Öğretmen, aile ve terapist arasında iletişim kurulması oldukça değerlidir. Çocuğun hangi durumlarda zorlandığı ve hangi düzenlemelerin işe yaradığı paylaşılabilir.

Çocuğun ihtiyacına göre sınıftaki oturma konumunun değiştirilmesi, gereksiz uyaranların azaltılması, geçişlerin önceden haber verilmesi, uygun hareket molalarının planlanması veya sakinleşebileceği bir alan oluşturulması düşünülebilir.

Ancak okul düzenlemeleri çocuğun ihtiyacına göre yapılmalıdır. Her duyusal hassasiyeti olan çocuğun aynı düzenlemeye ihtiyacı yoktur. Amaç çocuğu okul yaşamından uzaklaştırmak değil, okula ve öğrenme ortamına katılımını kolaylaştırmaktır.

Yetişkinlerde Duyusal Hassasiyet Terapi Süreci Nasıldır?

Yetişkinlerde süreç daha çok kişinin günlük yaşamını kolaylaştırmaya yöneliktir. Hangi uyaranların zorlayıcı olduğu belirlenir ve buna yönelik baş etme stratejileri geliştirilir. Gerekirse çevresel düzenlemeler yapılır ve kişinin iş, sosyal hayat gibi alanlarda daha konforlu olması hedeflenir.

Duyusal Hassasiyetten Tümüyle Kurtulmak Mümkün Müdür?

Ailelerin sık sorduğu sorulardan biri “Duyusal hassasiyet tamamen geçer mi?” sorusudur.

Bu soruya herkes için geçerli bir “evet” veya “hayır” cevabı vermek doğru değildir.

Duyusal özellikler kişiden kişiye farklılık gösterir ve zaman içerisinde değişebilir. Bazı çocuklarda belirli uyaranlara verilen tepkilerin yoğunluğu azalabilir, tolerans gelişebilir ve çocuk zorlandığı durumlarla daha işlevsel şekilde baş etmeyi öğrenebilir. Buradaki hedefi yalnızca “hassasiyeti ortadan kaldırmak” şeklinde düşünmemek gerekir.

Ergoterapi sürecinde asıl amaç çocuğun duyusal bilgileri daha işlevsel şekilde işlemesini, günlük aktivitelere katılımını ve zorlandığı durumlarda uygun düzenleme stratejileri geliştirmesini desteklemektir.

Örneğin başlangıçta saç kesimi sırasında yoğun tepki gösteren bir çocuğun zamanla saç kesimine daha rahat katılabilmesi önemli bir gelişmedir. Aynı şekilde gürültü nedeniyle sınıfta bulunmakta zorlanan bir çocuğun uygun düzenlemeler ve desteklerle sınıf etkinliklerine daha rahat katılması da işlevsel bir kazanımdır.

Dolayısıyla terapi başarısını yalnızca “Artık hiçbir şeye hassas değil” üzerinden değerlendirmek yerine “Bu hassasiyet çocuğun hayatını eskisi kadar kısıtlıyor mu?” sorusuna bakmak daha anlamlıdır.

Duyusal Hassasiyet Otizm Midir?

Hayır. Duyusal hassasiyet tek başına otizm anlamına gelmez. Bu ayrım aileler açısından oldukça önemlidir.

Otizm spektrum bozukluğu çok daha geniş bir gelişimsel değerlendirmeyi gerektirir. Duyusal özellikler otizmli bireylerde görülebilir ve otizmin tanısal özellikleri içerisinde duyusal uyaranlara karşı aşırı veya düşük tepki gibi özellikler yer alabilir. Ancak yalnızca yüksek sesten rahatsız olmak, kıyafet etiketlerini sevmemek, belirli yiyecekleri reddetmek veya hareketten kaçınmak çocuğun otizmli olduğunu göstermez.

Duyusal farklılıklar otizm dışında farklı gelişimsel durumlarda da görülebilir ve herhangi bir tanısı bulunmayan çocuklarda da karşımıza çıkabilir. Bu nedenle;

“Çocuğum seslere karşı hassas, otizm olabilir mi?” sorusunun cevabı yalnızca bu belirti üzerinden verilemez.

Otizm değerlendirmesinde sosyal iletişim ve etkileşim, tekrarlayıcı davranışlar, ilgi alanları, gelişimsel öykü ve diğer özellikler birlikte değerlendirilir.

Bir ergoterapist olarak çocuğun duyusal işlemleme özelliklerini ve bunların günlük yaşama etkisini değerlendirebilirim; otizm tanısı ise ilgili hekim tarafından kapsamlı değerlendirme sonucunda konulur.

Duyusal Hassasiyet Nasıl Anlaşılır?

Duyusal hassasiyeti anlamanın en önemli yollarından biri çocuğun günlük yaşam içerisindeki tepkilerini gözlemlemektir. Çocuk belirli duyusal uyaranlara yaşıtlarına kıyasla daha yoğun, sık veya günlük yaşamını etkileyen tepkiler gösterebilir. Örneğin;

Seslere karşı hassasiyette: kulaklarını kapatma, kalabalıktan uzaklaşma, ani seslerde yoğun irkilme veya bazı cihazların çalıştırılmasını istememe görülebilir.

Dokunsal hassasiyette: belirli kıyafetleri reddetme, etiketlerden rahatsız olma, saç-tırnak kesiminde zorlanma, kirlenmek istememe veya beklenmedik dokunuşlara yoğun tepki görülebilir.

Beslenmeyle ilişkili hassasiyetlerde: belirli dokuları, kokuları, sıcaklıkları veya karışık kıvamları reddetme görülebilir.

Hareketle ilişkili hassasiyetlerde: salıncaktan, tırmanmaktan, ayakların yerden kesilmesinden veya hızlı hareketlerden kaçınma görülebilir.

Görsel hassasiyette: parlak ışıklar veya görsel olarak çok yoğun ortamlar rahatsız edici olabilir.

Ancak tek bir belirti üzerinden duyusal hassasiyet sonucuna ulaşmak doğru değildir.

Değerlendirmede çocuğun farklı ortamlardaki davranışları, aile gözlemleri, okuldan alınan bilgiler ve günlük aktivitelere katılımı birlikte ele alınır. Ergoterapi değerlendirmesinde gerektiğinde standartlaştırılmış duyusal işlemleme ölçeklerinden ve klinik gözlemden de yararlanılabilir. Buradaki temel soru yalnızca “Çocuğun hassasiyeti var mı?” değildir. Asıl önemli soru:“Bu duyusal özellik çocuğun oyununu, beslenmesini, giyinmesini, kişisel bakımını, okul yaşamını veya sosyal katılımını etkiliyor mu?”

Duyusal Hassasiyet Genetik Mi?

Duyusal hassasiyetin yalnızca genetik nedenlerle ortaya çıktığını söylemek doğru değildir.Duyusal işlemleme oldukça karmaşık bir süreçtir ve bireysel farklılıkların oluşumunda genetik özellikler ile gelişimsel ve çevresel etkenlerin birlikte rol oynayabileceği düşünülmektedir.

Aileler bazen değerlendirme sırasında “Ben de çocukken yüksek sesleri hiç sevmezdim” veya “Babası da kıyafet konusunda çok seçicidir” gibi benzer özelliklerden söz edebilir. Aile üyeleri arasında benzer duyusal özelliklerin görülmesi mümkündür ve araştırmalar bazı duyusal özelliklerde kalıtsal bir katkı olabileceğine işaret etmektedir.

Ancak buradan “Anne veya babada duyusal hassasiyet varsa çocukta mutlaka olacaktır” sonucuna ulaşılamaz.

Duyusal özellikler yalnızca genetik yapı üzerinden açıklanamaz. Çocuğun gelişimsel özellikleri, sinir sisteminin duyusal bilgiyi işleme biçimi, yaşadığı deneyimler ve eşlik eden gelişimsel durumlar da değerlendirilmelidir.

Bu nedenle ailede benzer özelliklerin bulunması bizim için değerli bir bilgi olabilir; ancak tek başına tanı koydurmaz veya çocuğun yaşayacağı güçlükleri belirlemez.

Duyusal hassasiyeti değerlendirirken benim için önemli olan çocuğa bir etiket koymak değildir. Bir çocuk saç kesiminden, kalabalık sınıftan veya belirli yiyeceklerden rahatsız oluyorsa önce bu deneyimin onun günlük yaşamını nasıl etkilediğini anlamaya çalışırım. Çünkü terapide asıl hedefimiz duyusal bir özelliği “yok etmekten” çok, çocuğun günlük yaşamda daha rahat, bağımsız ve katılımcı olmasını desteklemektir.

Duyusal Hassasiyet Çeşitleri Nelerdir?

Duyusal hassasiyet her çocukta farklı şekillerde ortaya çıkabilir. Duyu bütünleme yaklaşımında beynimizin işlediği 8 farklı duyusal sistem bulunur ve hassasiyet bu sistemlerin birinde ya da birkaçında görülebilir.

• İşitsel Sistem (Ses): Yüksek seslerden rahatsız olma, elektrik süpürgesi, blender veya zil sesi gibi seslerde kulak kapatma.
• Görsel Sistem (Görme): Parlak ışıklardan rahatsız olma, kalabalık ve yoğun görsel uyaran içeren ortamlarda zorlanma.
• Dokunsal Sistem (Dokunma): Kıyafet etiketlerinden, belirli kumaşlardan, saç kestirme veya tırnak kesme gibi aktivitelerden rahatsız olma.
• Tat Sistemi (Gustatuar): Belirli tatları reddetme, yeni yiyecekleri denemekten kaçınma veya aşırı seçici beslenme.
• Koku Sistemi (Olfaktör): Bazı kokulara karşı aşırı tepki verme, çevredeki kokuları diğer insanlardan daha yoğun algılama.
• Vestibüler Sistem (Hareket ve Denge): Salıncak, dönme, merdiven kullanma veya ayakların yerden kesildiği aktivitelerde yoğun rahatsızlık hissetme.
• Proprioseptif Sistem (Kas ve Eklem Farkındalığı): Vücudunun nerede olduğunu algılamada zorlanma, sakarlık, hareketlerini ayarlamakta güçlük yaşama.
• İnteroseptif Sistem (İçsel Vücut Farkındalığı): Açlık, susuzluk, tuvalet ihtiyacı, yorgunluk veya ağrı gibi iç beden sinyallerini fark etmekte zorlanma.

Her çocukta duyusal hassasiyet aynı şekilde görülmez. Bazı çocuklar yalnızca belirli seslere karşı hassasiyet gösterirken, bazıları hem dokunma hem de hareket uyaranlarında zorlanabilir. Bu nedenle değerlendirme ve destek süreci her çocuğun ihtiyaçlarına göre bireysel olarak planlanmalıdır.

1 Comment

  • Ferda

    Temmuz 22, 2026 - 4:07 pm

    Emeğinize sağlık Berat hocam, tekrar tekrar okuyor ve farkındalık kazanıyoruz blogunuz sayesinde değerli bilgiler için çok teşekkürler.Sevgiler💐

Yorum Bırakın

Call Now Button